Published December 1, 2016 | Version 1
Thesis Open

Fıkıh ve Anlambilim

Description

İslâm’da dinî bilginin temel kaynağı olan Kur’an ve Sünnet, daha ilk dönemlerde metinleşme sürecini tamamlamış ve bu metinler başından beri müslümanlar tarafından yorumlanmıştır. Kur’an ve Sünnet metinlerini anlama ve yorumlama sürecinde, iki temel nokta dikkate alınmalıdır. Biri bu metinlerin, kaynağına nisbetindeki sıhhat derecesi, diğeri ise metnin manaya delâletidir. Lafız bahisleri, usûl-i fıkhın en güç ve en ince bahisleridir. Bu, aslında anlam ve hükme ilişkin bilginin metinsel temelini oluşturan Kitap ve Sünnet’i anlayabilme çabalarının tabii-zaruri bir sonucudur. Usul âlimlerinin, eserlerinde lafızlarla ilgili açıklamalara geniş yer ayırmalarının diğer bir sebebi de lafızlarla ilgili bu açıklamaların diğer birçok konuya temel teşkil etmesidir. Dolayısıyla, bu gerekçeye mebni olarak fakihler, lafızlar ile onların delâleti/anlamı arasındaki ilişkiyi en ince ayrıntısına kadar irdelemişlerdir. Ayrıca usûl-i fıkıhtaki lafızlar ve delâlet yolları dışındakalan tüm istidlâl metotlarının, temelde delâleti anlamaya bağlı olduğunu da söyleyebiliriz. Dolayısıyla lafzı, vaz‘ edilişini, anlamını ve anlam sahasındaki genişlik ya da darlığı bilmeden diğer hüküm çıkarma metotlarına müracaat etmek imkânsız gözükmektedir.
Başta şer‘î naslar olmak üzere, bütün hukukî metin ve ifadelerin anlaşılması ve yorumlanmasında lafzî yorumun ne kadar önemli olduğu ve basit gibi görünen bir gramer kuralının bile ne denli büyük hukukî sonuçlar doğurabileceği hakikati sebebiyle, İslâmî ilimler içinde metodolojik olarak haklı yerini bulan delâlet bahisleri; kelâm, mantık, dil ve usûl-i fıkıh gibi ilimler içinde, nasların daha iyi anlaşılması için tamamen birbirinden bağımsız olmasa da her biri kendine özgü usuller geliştirmişlerdir.
Delâlet konusu, özellikle klasik dönemde yazılan usul eserlerinde edille-i şer‘iyyenin birincisi olan “Kitap” baş- lığı altında incelenmiştir. Ayrıca ahkâma müteallik olan her türlü şifahî ve kitabî verinin literal boyutunun olması sebebiyle, usulcüler, “anlam güvenliği”ni sağlamak ve anlamın gerçekleştiği, sahih olarak tezahür ettiği kabul edilen anlamdan uzaklaşılmasını engellemek gayesiyle, istidlâl keyfiyetine dair de birtakım ilkeler belirlemişlerdir. Zira bütün ilmî disiplinlerin temel epistemolojik problemi, doğru bilginin temellendirilmesi meselesidir. Bu sebeple fıkıh usulünce geliştirilen anlambilim/delâlet bahisleriyle, nassın delâlet ettiği anlamın kesinlik ifade edip etmediği, nassın zâhirine hamledilmesinin mümkün olmadığı durumlarda nasıl davranılacağı ve hitabın anlama delâlet keyfiyeti, anlamların ve hükümlerin dil kuralları ve delillerle buluşturulması ve sistematik bütünlüğün sağlanması, mevcut anlamların muhafazası gibi hususlar, delâletin konusu olmuştur. Bu itibarla özelde Hanefî fıkıh usulü içinde,
kendilerinden ahkâma ulaşabilmek için lafızlar dörtlü bir taksime tâbi tutulmuştur. Buna göre, “Vaz‘ olunduğu manaya delâleti bakımından lafızlar”, “Manasının açıklık ve kapalılığı bakımından lafızlar”, “Kullanıldığı mana bakı- mından lafızlar” ve “Manaya delâlet yolları” olmak üzere dört kısma ayrılmış, ardından bunlar yirmi alt başlık altında kavramlaştırılarak incelenmiştir. Bu kavramlar Hanefî fakihler arasında çok az farklılık gösterse de, yirmi kavramdan has, âm, müşterek ve müevvel birinci kısımda; zâhir, nas, müfesser ve muhkem manasının açıklık ve kapalılığı bakımından lafızlar kategorisinde, manası açık olan lafızlar içinde; hafî, müşkil, mücmel ve müteşâbih aynı kategorinin manası kapalı olan lafızlar içinde; hakikat, mecaz, sarih ve kinaye vaz‘ olunduğu manada kullanılıp kullanılmamasında; nassın ibaresiyle istidlâl, nassın işaretiyle istidlâl, nassın delâletiyle istidlâl ve nassın iktizâsıyla istidlâl de manaya delâlet yolları olarak tabir edilen son kısımda mütalaa edilmiştir. Genel olarak Hanefî usul eserlerine baktığımızda delâlet bahsinin bu dördüncü kısmı, “Nazmın hükümlerine vukufiyetin cihetlerinin bilinmesi babı” şeklinde incelenmiştir.

Hanefî fakihler, lafızların kullanıldıkları manaya delâletinin yönleri yani mananın doğrudan veya dolaylı bir yolla ifade edilmesi açısından ibare, işaret, delâlet ve iktizâ olmak üzere dört kısımda incelenen bu delâlet yönlerinin, “İbarenin delâleti”, “İşaretin delâleti”, “Nassın delâleti” ve “İktizânın delâleti” şeklinde kavramlaştırarak literatüre dahil etmişlerdir. Diğer İslâmî ilimler içinde, en geniş haliyle usûl-i fıkıh içinde ele alınan delâlet bahisleri, diğer disiplinlerle de ortaklaşa çalışarak kendine özgü bir sistem meydana getirmiştir. Ancak inşa edildiği günden bu yana çalıştırıldığını söylemek de zordur. Bu sebeple, özellikle son asırda, anlam ile ilgili kronikleşen krizlere bir nebze çözüm arayışı için semantik ve hermeneutik gibi sahalara meyledildiği de
inkâr edilemez.
Usûl-i fıkıh ilminin tarihî seyrinde ve hatta günümüz çalışmalarında, kendisinden daha kuvvetli gibi görünen ya da işlevsel özelliği daha belirgin ve/veya tutarlı gibi görünen, diğer elfaz bahislerinin daha nesnel oluşları sebebiyle, “nazmın manaya delâleti” eskisi kadar revaçta değildir. Kur’an ve Sünnet’in anlaşılması ve yorumlanmasında ehl-i re’yin/yorumcu ekolün, lafız anlam ilişkisi bağlamında, nasların anlaşılmasında sarfettiği çabanın bir ürünü olarak hak ettiği yere sahip olmasında delâlet bahislerine verdiği önem yatmaktadır. Çalışmamızda, usulün yeniden canlandırılması veya daha iyi anlaşılabilmesi çabalarına bir katkı olarak delâlet/ anlamlandırma bahislerine fukaha penceresinden bakmaya çalışılacak ve fıkıh usulündeki anlama ve yorumlama metodu üzerinde bir kanaat oluşturulmaya çalışılacaktır. Ayrıca insan fıtratına yerleştirilen anlama yöntemiyle naslarda kullanılan anlama yöntemi arasındaki ilişkinin, günümüz bilimsel verileri de göz önünde bulundurularak ortaya konulmasına dönük araştırmalar için de bu çalışma, bir adım olacaktır. 
 

Files

Fıkıh ve Anlambilim.pdf

Files (1.7 MB)

Name Size Download all
md5:b6299aef241d523232f8ad110abb5717
1.7 MB Preview Download