Travmayı Paylaşmak: Acımasız Dünya Sendromu ve Duyarlı Örgütler Geliştirmeye Yönelik Bir Perspektif Önerisi
Authors/Creators
Description
Dolaylı travma, özdeşim kurma ve empati süreçleri gibi psikolojik mekanizmalar yoluyla bireylerin, ötekinin başına gelen travmatik deneyimden yaralanarak acı çekmesi ve travmaya maruz kalanlarda görülen semptomların benzerini göstermesidir. Özellikle toplulukçu kültürlerde duygudaşlığa yönelik yaygın eğilim, ulusal ve bölgesel çaplı afetlerde ortaya çıkan travmatik yaşantıların kitlesel medya organları aracılığıyla ekranları başındaki izleyiciyle buluşturulması, ekran travması da denilen dolaylı travmanın zeminini oluşturmaktadır. Deprem gibi büyük afetler karşısında hissedilen çaresizlik, korku, endişe, yas gibi yoğun duygulanımlar yalnızca afetlerin geliştiği bölgede değil, ekran vasıtasıyla bu görüntülere maruz kalan kitlenin bütününde farklı yoğunluklarda hissedilmektedir. Bu görüntülere maruz kalan bireylerin kişilik özellikleri, travma geçmişleri, empati ve özdeşim düzeyleri gibi faktörler uyarınca, ekran başından bu afetlerdeki acılara ortak olan kişilerde travma sonrası stres bozukluğu, hafıza gerilemeleri, öğrenme ve karar verme güçlükleri gibi bilişsel işlev bozuklukları, psikosomatik rahatsızlıklar ortaya çıkabilmektedir. Bir örgütün parçası olma, kurumsal bir rolü sürdürmek durumunda olan ancak görünürde travmatik yaşantıya doğrudan maruz kalmadığı için bu semptomları sergilemekte ‘haklı bir gerekçe’si olmayan bireyler, örgütsel rollerini devam ettirirken aynı zamanda bu duygularıyla baş etmek durumunda oldukları için süreç içerisinde izolasyon, depresyon, anksiyete bozukluğu gibi farklı tablolar ortaya çıkabilmektedir. Afetler karşısında dikkatini afetin gerçekleştiği bölgelere yönelten örgütler, kurumsal sosyal sorumluluk felsefeleri uyarınca aktif yardım girişimlerinde bulunmaktadır. Bu çalışma, örgütsel duyarlılığın kurumsal sosyal sorumluluk felsefesi ile sınırlı kalmasının, örgütleri çalışanlarının duygularına karşı körleştirebileceğine dikkat çekmektedir. Bu gibi durumlar karşısında dikkatin örgütün dışına yönelirken çalışanların duygusal yaşantılarının ihmal edilmesi, aynı zamanda örgütsel rollerini sürdürmek durumunda olan çalışanlar açısından örgütsel güven ve adalet duygusunun zedelenmesi, örgütsel bağlılığın ortadan kalkması, iş motivasyonunun kaybı ve iş tükenmişliği, işten ayrılma niyetinin artması ya da sessiz istifa gibi pek çok örgütsel sonucu beraberinde getirmektedir. Örgütlerin en kıymetli değeri olan beşerî kaynağına karşı körleşmesi, örgütlerde kültür erozyonu, performans kaybı, örgütsel imajın zedelenmesi gibi yıkıcı sonuçları ortaya çıkaracaktır. Bu nedenle örgütlerin perspektifini kurumsal sosyal sorumluluk anlayışından duyarlı örgütler anlayışına doğru genişletmesi gerekmektedir. Duyarlı örgütler, afetler gibi ulusal ölçekte kolektif travmaya yol açabilecek büyüklükte travmatik olaylar karşısında dikkatini çalışanlarından ve onların bu olaylar karşısındaki duygularından ayırmadan aynı zamanda olayın gerçekleştiği bölgede destek oluşturarak bu süreçlerin atlatılmasını herkes için kolaylaştırma hedefini benimseyebilen örgütlerdir. Bunun için örgütün iç paydaşlarına destek sistemleri oluşturarak güvenli bir sığınak sunduğu bir örgüt yapısı ve kültürü oluşturabilmesi gerekmektedir. Çalışma kapsamında duyarlı örgütler geliştirebilmek için kullanılabilecek olası stratejiler tartışmaya açılarak, örgütlere kurumsal sosyal sorumluluk anlayışından örgütsel duyarlılık anlayışına doğru genişleyen yeni bir perspektif önerilmektedir.
Files
26-Özge KOCAKULA.pdf
Files
(860.3 kB)
| Name | Size | Download all |
|---|---|---|
|
md5:58d293a598081c312bbc1acbcaa1e2a6
|
860.3 kB | Preview Download |