Benim iki tane oğlum var, ufak olan daha altı yedi yaşımda, bu doğmadan önce kontrolü gidiyoruz doktora, eşimle, dedi ki bana ya bu kalp seslerini dinliyorlar, kontrol ediyor doktor, ya 98'i katıyor dedi, çocuk dedi çok ritmik bir atış var dedi, yani dediniz ya soruyu sordunuz ya, yani ne zamandır bu işle, biz doğuduğumuzdan beri bu işle uğraşıyoruz.
Romana olarak, şu anda da ben Celibaş olarak, Edirne Celibaşı olarak çok olacak. Bizim burada Türkiye Cumhuriyeti'ndeki yapılan müzik çok ayrıdır, dünyada eşi bulunmaz, kesinlikle eşi bulunmaz.
Mustafa Söğed'in vurgun, Bartınlıyım.
Önceki sanat demek, çalışmak demek, ekmek parası kazanmak yani.
Faktan başladım ben, çalmaya, babamdan öğrendim.
Küçüklükten beri biz, küçükten, biz ziyaten ikisiyle çalardık, ederdik, davul gibi, sonradan barkı alıştık, günce işte böyle keman, zulna falan her şeyi öğreneceğiz yani.
Buradan teki girelim.
Faktan, babamdan öğrendim.
Faktan, babamdan öğrendim.
Faktan, babamdan öğrendim.
Faktan, babamdan öğrendim.
Göçebe hayatı, göçebe hayatı dediğin zaman tüm dünyada tabi göçebe hayatının yaşanmış noktalında tabi bundan yıllara dayanarak biz bunu bilmiyoruz da kitaplardan okuduğumuz zamanlarda.
İndistan'dan, kopan gelen İtalya üzerindeki Orta Asya'dan, Batıya kadar yayılan romanlar bizim.
Romanlar oradan gelildiği zaman Makedonya, Rusya, Yugoslavia, Bulgaristan, Oralardan Trak'e, Yunanistan tarafından Trak'e gelen kökleri Yunanistan ve İndistan'dan gelmedir romanları.
Faktan, babamdan öğrendim.
Faktan, babamdan öğrendim.
Romanların yaşaman şekeri, göçebe hayatı bu. Bizim romanlar dünyanın en güzel işlerinden birilerini yaparlar.
Faktan, babamdan öğrendim.
Benim adım Sezgin Furgun. Buraya Bartı'ndan geldik Kardebatı Kardebölgesi'nden. Bu müzik 10 yıldan beri yapıyorum. Müzik bizim doğuştandır. Babadan gelmek.
Roman demek Çingere roman. Çok değişik romanlar var. Kalaycı var, Yılık var, Sibri var. Bütün her tarafı var bu romanların. Şey demek ki roman ezicidir. Dış romanı dışlıyorlar.
Roman olmak kolay değildir. Her insan roman olamaz. Doğuştan gelen bir yeteneğimiz.
Faktan, babamdan öğrendim.
Türkiye'de seve müzik roman. Roman olmayınca olmaz Türkiye'de. Dünyanın her tane roman vardır. Roman olmayı roman olmaz.
Müzik müzik müzik
Çingelen müzik müzik. İşten çalar Çingeler. Diğerleri not ele çalar. Onu da saygımız var ama Çingeler yüreğini basar oraya. O sazın sapına. Dabruka ya orka. Anlaştık mı? Teşekkür ederim.
Müzik müzik müzik
Müzik müzik müzik
Şimdi diyelim ki Bümüzü sen düşünün. O anda hissettiği ruhunda icra ederken bir düğünde, sazını icra ederken hissetmiş olduğu nameler farklı.
İşte roman müziği burada başlıyor aslında. Onun yeteneğini, klenetini üzerine, kanunun üzerine, onun üzerine o motifleri, uygulaması, o af ayrı bir olay. O anda oluyor.
Adama desen ki aynı şeyi bir daha çal.
Müzik müzik müzik
Biz biraz da çok şanslı bir cevap edeyiz aslında.
Yani öyle bir yer değil ki. Balkanlar, Yunanistan, alt taraf, Mısır, Arap Müziği, biraz daha Akdeniz'e indiğin zaman İspanyol Müziği.
Biz hepsi gibi çalıyoruz. Çünkü tam merkezdeyiz yani. Bizim müziğimiz var ama biz hepsinin hepsinden biraz kullanıyoruz kendi müziğimizle. Onlar da bizim gibi çalmaya çalışıyor aslında.
Hicaz romanlar için çok özel bir makam. Yani biz şimdi genelde egeli olduğumuz için ne yapalım, ne koyalım, ne koyalım diye düşünürken dedik ege özümüz, hicazda özümüz, ruhumuz.
Ne olsun ege-hicaz olsun. Hicazın da yazılışı hitre caz olarak yazıyor yani caz olarak yazıyor. Biraz da müziğimize caz kattığımız için öyle bir doğaçlamalardaki caz müziğini zaten birazcık kullandığımız için ege-hicaz.
Yani hicazı da hem bizim hicazımız hem de cazı da ekberik üstüne.
Ekberik üstüne.
Yeni pozisyonunda başlıyor bizim için müzik. Çünkü genlerim her şeyden önce müzik yani.
Bu özgürlüğün, bu asilin gene özünde müzik var. Yani her şey yüzde doksan romanlar için müzik.
Hadi bakalım.
Şimdi bunu neye bağlıyorum? Ben 15-20 yıl öncesine kadar roman müzik yok gibi bir şeydi. Ama tabi bizim çabalarımızla benim de çok katkım var yani.
Benim hiç farklılaşan bir şey olmadı. Aynen hayatım devam ediyor. Hiç böyle lüksü zaten sevmiyorum ben yani lüks hayatı sevmiyorum. Otantik bir şekilde memleket işi bir yaşantım var yani.
Olcular hayatımı kaybetmedim ben aynı şekilde ve onu seviyorum yani. Otantikliği seviyorum. Ben 8 yaşından beri klendet çalıyorum yani. 8 yaşımda başladım klendete.
Neden klendet? Çünkü klendet en iyi bir sas bence. Klendet. Çaldığın zaman klendete insanlar çok duygulanıyor.
Ben zaten babam zunacıyım yani. Zunadan klendete döndü babam. İşte ben babamdan öğrendim yani. Ben alayla da yetişim yani. Ben okuldu falan da değilim. Ama klendet yani başka bir şey demiyorum ben.
Klendet. Tek kelime klendettim.
Mesela benim torunum var şu anda 5 yaşında. Ben çalıyorum çocuk duygulanıyor. 5 yaşında torunum var. Ve şimdiden klendetiyle geziyor.
Yani bu bizim şeyimiz artık böyle yorulduk. Yani nasıl bir ekmek mayası olur. Bizde de böyle bir yorulma vardır. Benim için çok gurur duyucu bir şey.
Yani ben gurur duyuyorum çünkü çingeneler veya romanlar çok kabiliyetli insanlardır.
Müzik deyince zaten yine romandır. Yani bizim hayatımız müziktür. Romanların hayatı müziktür yani.
Müzik deyince yani.
Müzik deyince yani.
Müzik deyince yani.
Müzik deyince yani.
Müzik deyince yani.
