Ne lazım? Ne lazım? Yani üzülme.
Sen, sanat gelsin.
Bu işin bunların zorlukları altından kalkacağız.
Turun keşanda doğdu. 1929'un, termusun 27'sinde.
Turun'un annesi 9 aylıkken vefat ediyor.
Halasının çocuğu oluyor. Turun'u biz evlat olarak almak istiyoruz diyor.
Onlar soya dışında samakoff olduğu için samakoff'dan gelmişler.
Kendi babası şekerci ama Halasının kocası Saraç.
Sülaleden gelme Saraç onlar.
Beni tanıdığında Saraç'lara başlamıştı yani.
12 yaşındayken ben eğer koşumu yapmaya başladım.
12 yaşında falan ben de dost oldum diyordum.
Daha geç yaşlı bizim babalarımız arkadaş.
Sonra mı beni bahmemiş yani bana söylendi.
Başka isteyenler de vardı.
Ben dedim Turun'u istiyorum dedim.
38'den 6 ay önce sözlendik.
48 dedi nişanımız oldu.
Evlendiğimizin ilk gecesi bana biz dedi evlendi.
Ama keşfet otuz yalnızı zannetmesin.
Sonumuz İstanbul dedi.
50'lerde ben evlendiğimde Saraç devam ediyordu.
Ama peki istediklerini elde edemiyorlardı maddi yönden.
Askeri evde motorizeye döndü diyor Turun.
Bu artık baktı gördüğü böyle gitmeyecek.
Sonra tuttuk.
Keşandı bir para kente dükkanı açtı ayrıca.
Köylünün birisi de ayakkabısını çıkarıp da girmiş içeri.
Böyle bir şif dükkan yaptı.
Bu yer müşanmasında üç boy üzerine çok değişik sağlam bir çantalar yaptı.
Ve o sene fuara götürdü.
O zaman gizmir suarı 40 gündür.
Şimdiki gibi böyle bir atla falan değil.
İkinci sene daha fazla.
Tuttu bu defa bizi de götürdü.
Bandırma iyiydi. Keşandan daha büyük gördü.
Bandırmada kas var ama.
Bir gün bana dedi.
Biz dedi bandırmaya geldik ama dedi zannetme.
Bandırmada hemenleşip kalacağız.
Ne yapacağız dedim.
İşte ben dedi kızlarımı okutacağım dedi.
Çantanın yanında Turun.
Bir de ayakkabı.
Koysam ya.
Demişler onu.
Oranın bandırmanın daha eski bir ayakkabı satan.
Kaliteli ayakkabı satan kişiler rekabiden girdiler.
Onlar kazandı.
Tabi bize gazetirdiler.
Orada birinci iflas oldu.
Tutuyor Turun.
Bir çantanın yanında.
Tutuyor Turun.
Bir çanta tasarlıyor kafasında.
Kokte çantası diye.
Görün işte çanta ama açınca.
Dördü tarafında.
Dördü tarafında ilkör şişesi.
Ortasında dört bardak.
Yanlarında çerez koymak için çekmece.
İstanbul'a götürüyor.
Nereye götürdürse.
Konsinya bırak diyorlar.
Peşin para yok.
Konsinya bırak, Konsinya bırak.
Hadi onlar da öylece.
Kaldığı ikinci bir iflas bandırmadan.
Altı ay bandırmadan işini bozmadan geldi gitti geldi gitti.
Çanta fabrikasını kurdular.
Şeref üstürtüler.
Altmış dokuz senesinde işte bandırmada.
İşi kapattık.
İstanbul'a geldik.
Bandırmada işi kapattık ama.
Her ay belirli bir para alınıyor.
İşte zaten çalışmaya dönmeye başladı.
Bir sene sonunda.
Duran diyor şeref diyor.
Bir hesap yapalım.
Parada kazanıldığını görüyordu.
Ama bir türlü o seni atlatıyor.
Herkesi seni atlatıyor.
Tekesat diyor.
Ben diyor ayrılıyorum diyor.
Benim diyor ne kadar da diyor alacağım varsa.
Ben bir kuruşta istemiyorum diyor.
Fakat ondan ayrılırken.
Çalışan iki kişiyle tanışıyor.
Bir bavul fabrikası kurma niyet testem diyor.
Benimle olur musunuz diyor.
Oluruz ama diyorlar.
Metin diyor benim bir yaran var diyor.
Kemal diyor ben de hiçbir sermaye falan.
Ben diyor sizden sermaye istemiyorum diyor.
Biriniz mübaya işine, biriniz de satış işine bakarsanız.
Kalan bütün imalat sorunu para sorunu benim diyor.
Sonra bunlar.
Bu kapağında önce bir dükkan tuttular.
Dükkanda başladılar çanta bavul işini.
Dükkanlar bir derken iki oldu, iki derken üç oldu.
Bir derken dört sıra sıra sıra.
İşte günde vallahi kaç yüz gün iman balizde çıkmaya başladılar.
Bu sefer yer daha geldi.
Topçularda bir yer tuttular.
Bu defa orada ama oraya taşındıktan sonra işler ters dönmeye başladı.
Şimdi bu ortaklar başlamışlar.
Yağmurluk yapmaya.
Senetleri iki tane yapıp birini ceplerine kırdırıyorlar, birini müşteriye.
İşte işçiler zarar da vermeye başlıyorlar.
Bavul'un bir tanesinin göndesine bıçak atıyor.
Bir seri bavul gidecek bir yeri.
Yani yaralananca malları gönderebiliyorlar.
Yani boş oturmaysa ben bir insan değilim.
Bir gün dedi ben dedi böyle olmayacak dedi.
Evde benim bir işler yapmam lazım dedi.
Sen dedi ben şey yapabilirsin.
İşte önce çerçeveden başladı.
Sonra kırbaşta yaparım dedi.
Dedim yap, senin meslardı bu.
Şimdi hani evin aktivliğinde hem evde mutluydu.
Nasıl mutluydu?
Ben bıraktırıyordum.
Bazen hani sıcak havalarda falan.
Hayır diyordum çalışmayacaksın.
Dinleneceğiz bu sıcakla çalışılmaz.
Ekonomiden anlamıyordu.
Bir de paraya kıymet vermiyordu.
İnsana kıymet veriyordu.
Bir yerde parasından çok onu ürettiğine yaptığını mutlu oluyordu.
Benim de sonunda iki kızını da okuttum.
İfete İstanbul Üniversitesi işletme fakültesini bitirdi.
Görsün ilk tercihini Teknik Üniversite mimarlık istedi.
İlk tercihini kazandı.
İşte altmış seneyi mutlu geçirdik.
Altmış sene mi sen?
Mutlu geçirdik.
İlk tercihini kazandı.
İlk tercihini kazandı.
İlk tercihini kazandı.
